Dünü, bugünü, yarını anlatan hikayeler.

Her Adımda Bir Evren: İstanbul

İstanbul, her köşesinde farklı hikayeler barındıran, büyüleyici bir şehir. Kozmopolit yapısı, insanları, manzaraları ve farklı hayatları ile birçok hikayeyi barındırıyor içinde.

Kimi zaman kendimizi buluyoruz bu düzende kimi zaman kayboluyoruz.

Aynı anda bir sürü iklimi, bir sürü coğrafyayı barındıran bu kent 16 milyon insana ev sahipliği yapıyor.

Her yaştan ve her inançtan insanın çıkış yolu aslında burası. Bazen büyülendikleri, bazen yoruldukları ve yine de kaçamadıkları hikayeler var burada. Kaçabileceğini sansa da aslında kaçamıyor da hiçkimse. Herkesi var eden ve herkesin de var ettiği bir bütün barındırıyor şehir. Yarım kalmış çok fazla sohbet var, bir o kadar daha başlanmamış sohbetler de. Anlatılacak çok fazla hikaye var, daha yazılacak bir o kadarı olduğu gibi. Her biri farklı hisler yaşatan çok fazla manzara var bu şehirde.

Peki bu evrende nasıl kendi hikayemizi yaşayacağız? Nasıl kendimizi bulacağız? Belki de bunun cevabı, kendimizde gizlidir. İstanbul’u anlamak, kendimizi anlamaktır. Şehrin karmaşasında kendimize bir köşe bulmak, Boğaz’ın dinginliğinde ruhumuzu dinlendirmek ya da sokakların kalabalığında kaybolup yeniden doğmak… İşte belki de bu yollarla kendi hikayemizi yazdırır bize.

Her şey, bu şehirle nasıl bir bağ kurmak istediğimizle ilgilidir. Teslim mi olacağız, yoksa bir diyalog mu kuracağız?Şehrin her bir köşesi bize bir şeyler anlatır. Bir martının sesi, bir vapurdan gelen uğultu, bir sokak sanatçısının melodisi… Hepsi bizim hikayemize bir nota, bir renk, bir anlam katar.

İstanbul, yarım kalmış hikayelerin, başlanmamış dostlukların ve bitmeyen düşlerin şehridir. İnsan burada, hem kendini bulur hem de kaybeder. Ama belki de hayat dediğimiz şey tam olarak budur: Kendimizi bulduğumuz anlarla kaybettiğimiz anların arasında bir denge arayışı. İstanbul’da bu dengeyi aramak, aslında yaşamın kendisini anlamaya çalışmaktır.

Posted in

Yorum bırakın